muhasebe

İşletmenin Hukuki Sorumlulukları

Kişiler ve Hukuki Ehliyetleri: Medeni haklardan yararlanabilen varlıklara kişi denir. İnsanlar dışındaki fiziki varlıkların hukuki anlamda hakları söz konusu olamaz. Hukuk düzeni onları muhatap kabul etmez.

Kişi denilince akla insan gelir. İnsanlar, gerçek kişileri oluşturur. Ancak yasa ve yönetmeliklerle kurulmuş belirli organları vasıtasıyla haklara ve borçlara sahip olan kişiler de vardır. Bu şekilde yasa ve tüzüklerle oluşturulan kişilere tüzel kişi denir. O halde kişiler gerçek ve tüzel olmak üzere ikiye ayrılır:

1. Gerçek Kişi: Her doğmuş insan gerçek kişidir. Bir insanın kişiliğinin başlayabilmesi için tam olarak doğup, anne vücudundan ayrılmış ve kısa bir süre de olsa yaşamış olması gerekir. Ölü doğum sonucu kişilik oluşmaz. Anayasamızda ve insan hakları evrensel beyannamesinde bütün insanlar gerçek kişi sayılmıştır.

2. Tüzel Kişi: Tüzel kişi, gerçek kişilerin başka bir isim altında oluşturdukları, gerçek kişiler gibi hakları, borçları ve sorumlulukları olan kişiliktir. Kanun ve tüzüklerle kişilik kazandırılmış insan ve mal topluluklarına tüzel kişi denir. Tüzel kişilerin maddi bir vücudu yoktur. Ancak iradeleri vardır.

Kişilerin Hukuki Ehliyetleri: Gerçek ve tüzel kişilerin haklara sahip olabilme, o haklardan yararlanabilme, borçlanabilme ve taahhüt altına girebilmelerine hukuki ehliyet denir. İki çeşittir.

1. Hak Ehliyeti: Gerçek kişiler, hiçbir eylem ve işlem yapmadan bazı haklara sahip olurlar. İsim ve miras hakları buna örnektir. Özel hukuktan kaynaklanan haklara sahip olabildikleri gibi kişiler, kamu hukukundan kaynaklanan haklara da sahip olurlar. Ancak, kamu hukukundan kaynaklanan bazı haklar ile özel hukuktan kaynaklanan bazı hakların kullanılabilmesi için kişinin fiil ehliyetinin olması gerekir. Örneğin evlenebilmek için akıl hastası olmamak gerekir. Medeni Kanunun 8. maddesinde “Her insanın hak ehliyeti vardır.” demekle, hak ehliyetini bütün gerçek kişilere genel olarak tanımıştır.

2. Fiil Ehliyeti: Fiil ehliyeti kişilerin sahip oldukları hakları bizzat kullanabilmek ve borçları bizzat yerine getirebilmek gücüne sahip olmalarını ifade eder. Fiil ehliyeti için, hak ehliyetinde olduğu gibi var olmak yeterli olmaz. Yani pasif değil, aktif bir durum söz konusudur. Hakları talep ve borçları ifa etme kudretini içerir. Bu nedenle ancak belli özelliklere sahip kişiler fiil ehliyetine sahiptirler.

3. Fiil Ehliyetinin Unsurları:
- Mümeyyiz Olmak: Mümeyyiz, kişinin yaptığı işlem ve davranışlarının sebep ve sonuçlarını değerlendirebilmesi ile o davranış ve işlemlerin kendisine zarar ya da yarar sağlayacağını anlayabilmesine denir. Ayırt etme gücüne sahip olan kişi, göstereceği davranış ve yapacağı işlemlerin sonuçlarını anlayıp ona göre davranabilir.

- Reşit Olmak: Gerçek kişilerin kendi davranış ve işlemleri ile kendi adına haklar ve borçlar meydana getirebilme olgunluğuna reşit (ergin) olmak denir. Medeni kanunun 11. maddesine göre 18 yaşını dolduran gerçek kişiler, reşit olarak kabul edilir. Ancak, reşitlik sadece nüfus cüzdanına göre 18 yaşını doldurmakla kazanılmaz. Gerçek kişiler üç şekilde reşit sayılırlar: 18 yaşını doldurmak, Mahkeme kararı, Evlilik.

- Kısıtlı Olmamak: Kişinin fiil ehliyetine sahip olabilmesi için reşit ve mümeyyiz olması yeterli değildir. Kendisinde bulunması gereken bir başka özellik de kısıt olmamasıdır. Yani kişinin fiil ehliyetinin mahkeme kararı ile kısıtlanmamış olması gereklidir. Bazı durumlarda kişinin fiil ehliyeti mahkeme kararı ile kısıtlanabilir. Bazı işlemleri yapması yasaklanabilir. Yasaklanan bu işlemleri yapsa da bir hükmü olmaz. İşte bu şekilde kişinin fiil ehliyetinin kısıtlanmasına, kısıtlama denir.